Semih Poroy, Samsun'da
Bu arada belirtelim; Poroy, karikatürden para kazanmaya daha ortaokul sıralarında başlamış! Nasıl mı?.. Sınıf arkadaşlarına, tuttukları futbol takımlarının on birlerini çiziyormuş. O kadar çok istek oluyormuş ki, arkadaşları önce kendilerine çizdirmek için para vermeye başlamışlar. Lise sıralarında da okulun duvar gazetesine öğretmenlerin portre karikatürlerini çizmiş. Bazı öğretmenlerin çok hoşuna gitmiş bu, bazılarının gitmemiş. Poroy, karikatürün bazı insanları kızdırabileceğini böylelikle daha o zamanlardan kavramış.
Poroy'un,
Bazı söyleşilerde kendisine edebiyatla ilişkisi, şiir ezberi olup olmadığı sorulurmuş. Hem okur olarak hem edebiyat dergilerini izleyen, sayısız yazar, şair dostu bulunan biri olarak edebiyattan çok beslendiğini söyleyen Poroy, şiir ezberinin bulunmadığını vurguluyor. Gülerek, "şiir okunan masalardan kaçarım," diyor. "Masalarda, kendi şiirini okuyan şairleri zaten sevmem. Şair olsun olmasın, başkalarının şiirlerini okuma merakındaki kişilerin bulunduğu masalardan da ilk fırsatta kaçarım. Şükür ki, kız tavlamak için masalarda şiir okuyan, yâni başkalarının emeğinden yararlanan birisi olmak zorunda kalmadım hiç!" diye de ekliyor. Bu noktada şunu aktarıyor: Yunus Emre'ye, Mevlâna'nın kırk bin beyitlik 'Mesnevi' yazdığını söylüyorlar. "Çok uzun yazmış; ben olsam 'ete kemiğe büründüm/Yunus diye göründüm' der, bitirirdim" demiş.
"Karikatür de böyledir" diyor Poroy, "kısa yoldan, kestirmeden anlatır ne anlatacaksa. Şairler ya da şiir meraklıları şiir okumaya kalktılar mı, bir de çok lâzımmış gibi en uzun şiirleri okumaya soyunurlar. Ne gerek var? Okuyacaksanız da tadında bırakın, değil mi? Şiir okuyan çok usta, tanınmış tiyatro sanatçılarımız var; onlardan bile şiir dinlemeyi sevmem. Gereksiz bir teatrallik oluyor okuyuşlarında. Hatta şunu söyleyeyim; ben şiiri, şairinden de dinlemek istemem. Şiiri içimden, kendi sessizliğimde okumalıyım."
Çocukluğunda, sorulduğu zaman mimar olacağını söylermiş. Resme merakı, çizgi yeteneği onda böyle bir eğilim oluşturmuş. Sonra, bile isteye hukuk okumuş. Son sınıfta, diplomaya üç ders kala okulu bırakıp tümüyle karikatüre yönelmiş. "Son yıllarda, doktor olsaymışım keşke diye düşünüyorum." diyor. Hukuka girdiği yıl tıp fakültelerine de tutuyormuş puanı, ama birinci tercihi hukuk olduğundan, o zamanlar aklından tıp da geçmediği için bu gerçekleşmemiş. Gülerek ekliyor: "Böyle diyorum ama, yaşamım boyunca sabahları (zorunluluklar dışında) hiç erken kalkamamışımdır." Hekimliğin salt zihinsel plânda değil fiziksel olarak da ne büyük disiplin istediğinin altını çiziyor.
Semih Poroy, basın yaşamının ilk yılları sayılmazsa karikatür yarışmalarına ve yarışma jürilerine katılmaz.
Bütün bunları yapabilmek için de, her sabah kahvaltıdan önce inatla tiroid hormonu hapını içmeyi sürdürüyor; dostlarla bir araya geldikleri rakı sohbetlerinde de masada en az bir doktor (o kendini bilirmiş!) bulunmasına özen gösteriyor.
Sevgili dostum Poroy, yeni yayınlanan kitabımızın sayın Besim Dalgıç tarafından yapılan kapak tasarımını (solda) her nasılsa eline geçirerek, katkıda bulunmayı bir görev olarak algılıyor ve gereken katkıyı da sağlıyor (sağda).
Kalın sağlıcakla.


